<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0"
					xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
					xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
					xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
				  >
<channel>
<atom:link href="http://marro.ws/profiles/enginosman/rss" rel="self" type="application/rss+xml" />
<title>Marrows - enginosman</title>
<link>http://marro.ws/profiles/enginosman/rss</link>
<description><![CDATA[enginosman's Marked Items]]></description>
<pubDate>Sun, 01 Aug 2010 10:27:18 +0000</pubDate>
<item>
<title>sozlerr</title>
<link>http://marro.ws/sozlerr</link>
<pubDate>Mon, 12 Apr 2010 02:11:21 +0000</pubDate>
<description><![CDATA[<p>Hayali olmayanlar, başkalarının yanında &ccedil;alışırlar.&nbsp;<br />İşleri ge&ccedil;miş hayallerinin eseri, işlerinin geleceği de şimdiki hayallerinin eseri olacak.</p>
<p>ben sevmekten mahkumum, muebbet olum bize, olmek kurtulus amma intihar haram bize..</p>]]></description>
<author>enginosman@gmail.com (enginosman)</author>
<guid isPermaLink="true" >http://marro.ws/sozlerr</guid>
</item>
<item>
<title>kisisel_gelisim1</title>
<link>http://marro.ws/kisisel_gelisim1</link>
<pubDate>Wed, 31 Mar 2010 13:25:58 +0000</pubDate>
<description><![CDATA[<div>&Ccedil;ocukluk d&ouml;neminden &ccedil;ıkıp erginlik d&ouml;nemine ve oradan da yetişkinlik d&ouml;nemine ulaştık. B&uuml;y&uuml;menin evrelerinden &ouml;r&uuml;l&uuml; bu alemde birileri tarafından b&uuml;y&uuml;t&uuml;l&uuml;yor ve b&uuml;y&uuml;menin sorumluluklarımızı birer birer arttıran ve &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;m&uuml;ze kucak a&ccedil;an bir olgu olduğunu anlıyoruz. B&uuml;y&uuml;menin sadece biyolojik boyutuna değil soyut anlamını da değerlendirmek istiyorum.<br />Yıllardır i&ccedil;inde bulunduğumuz ortamda mesleki yada şahsi anlamda daha fazla bilgi edinmiş ve kendimizi daha rahat ve emin hissetmeye başlamışızdır. &Ccedil;evremizdekilerle maddi ve manevi dayanışmalar sonucu, attığımız adımlar ile daha sağlam ve isteklerimize daha kolay ulaşır hale gelmişisizdir. Kendi &ccedil;abalarımız kadar bizleri bug&uuml;ne getiren insanların da bu başarıda payı b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Elimizdeki imkanların g&uuml;c&uuml;nden esinlenerek bunu sonsuza dek s&uuml;recekmiş gibi d&uuml;ş&uuml;nebilir ve davranışlarımızı sorgulamaksızın istediğimizi yapmaya devam edebiliriz.<br /><br />Daha &ccedil;ok sorumluluk almak ve heryere yetişmek mecburiyetinde kalmaya başladığınız andan itibaren aksamaların da başladığını anlarsınız. İnsanlara verdiğiniz s&ouml;zlerin sizin i&ccedil;in artık bir ge&ccedil;erliliği olmayabilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;sait olmadığınız i&ccedil;in karşı taraftan anlayış g&ouml;stermesini beklersiniz. Anlayış kavramının bir zamanlar; iki tarafında birbirinin d&uuml;ş&uuml;ncelerine saygı duyması anlamına geldiğini hi&ccedil;e sayarak sadece kendi d&uuml;ş&uuml;ncelerinize anlayış g&ouml;sterilmesini doğru d&uuml;ş&uuml;nebilirsiniz. Bulunduğunuz konuma gelmeniz ve sevilen, sayılan birisi olabilmeniz i&ccedil;in verdiğiniz emekler , yanlış anlaşılacak davranışlara izin verdik&ccedil;e yerini bencilliğe ve &ccedil;ıkarcılığa terkedecektir. En deli r&uuml;zgarların bile yerinden s&ouml;kemediği k&ouml;kl&uuml; ağacı, ufacık bir tahtakurdunun delik deşik etmesi misali, karşınızdaki kişiyi &ouml;nemsemediğinizi belirten hareketlerden uzak durun ve asla iletişimi koparmayın. B&ouml;ylelikle karşınızdaki i&ccedil;in yapmayı d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z fedakarlıkları yanlış anlaşılarak mahvetmemiş olursunuz.<br /><br />Merak duyduğunuz, uğraşmaktan zevk aldığınız hobilerinize zaman ayırabilirsiniz. Fakat bunlar, yakınlarınızdan ve ailenizden sizi giderek uzaklaştırıyor ve onların sizi anlamamasını burun kıvırarak karşılıyorsanız, derhal bunun sonu&ccedil;larını d&uuml;ş&uuml;nmenizi tavsiye ederim. Bir s&uuml;re sonra sıkılacağınız , sadece herkesin ilgi odağı diye kendinizi neye kaptırdığınızı farkedemeyebilirsiniz. Fakat sizin her zaman desteğiniz olacak olan yada sizi kayıtsız şartsız dinleyerek iyiliğinizi isteyecek olan yakınlarınıza, i&ccedil;inizdeki değişimleri yanlış aksettirmeyin. Farklılığınızı &ouml;nce kendiniz farkedin ve bunu en olumlu şekilde ifade edin. Neden bu hobi ile uğraştığınızı sohbetvari bir şekilde anlatarak desteklerini almaya &ccedil;alışın. Aksi halde onların g&ouml;z&uuml;nde kendi bildiğini okuyan, s&ouml;z ge&ccedil;mez, kervan y&uuml;r&uuml;mez bir birey olmaktan ileri gidemeyebilirsiniz. Başkalarının d&uuml;ş&uuml;ncelerine aldırış etmemek doğamızda var fakat konu yakınlarımız ise başlıca kuralımız &ouml;ncelikle onları kazanmaktır.<br /><br />Başarılarınızla g&ouml;ğs&uuml;n&uuml;z kabarırken diğer yandan taşıdığınız bir&ccedil;ok y&uuml;k&uuml;n ağırlığı belinizi b&uuml;kebilir. Yani &ccedil;alışma zamanınızı arttırmanız size daha fazla kazan&ccedil; getirirken, stress ve yorgunluk sonucu sağlığınızı riske atarak bu işten daha fazla zararlı &ccedil;ıkabilirsiniz. &Ccedil;alışma aşkınız sizi olduk&ccedil;a iyi motive edebilir fakat bu işin başında enerjik bir şekilde olmak yerine mecburen orada bulunmanız sizi memnun etmeyecektir.<br /><br />Ne olursa olsun kendinizi zaman zaman sorgulamayı ihmal etmeyin. İnsanoğlunun en b&uuml;y&uuml;k yeteneği ; d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rken kendi farkına varabilmesi, ne yapacağını tasarlarken, bu d&uuml;ş&uuml;ncelerin onu hangi nedenlerlerden dolayı d&uuml;ş&uuml;nmeye ittiğini farkedebilmesidir. Eğer nereye doğru ilerlediğinizi, kendinize &ccedil;eşitli durak noktaları belirleyerek farkederseniz, &ccedil;arkların i&ccedil;inde d&ouml;nen daha k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir &ccedil;ark olmazsınız. &Ccedil;arklara hareket kazandıran asıl g&uuml;&ccedil; olabilirsiniz. Yapmayı d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z ve yapacağınız t&uuml;m hareketleri iyi d&uuml;ş&uuml;nerek adım atın. B&uuml;y&uuml;mek, s&uuml;rekli ileriye doğru yol alınmasını gerektirir. K&uuml;&ccedil;&uuml;lmek ise yapılan herşeyi , verilen t&uuml;m emekleri bir &ccedil;ırpıda silebilir, yokedebilir. Kendinize verdiğiniz değeri biraz da olsun &ccedil;evrenizdekiler i&ccedil;in de hissedebilirseniz, emeklerinizin karşılığını ger&ccedil;ekten alacaksınız. Farkındalık dolu g&uuml;nler dilerim.<br /><br />Yazan : Turgay GEZİCİ
<div class="photo photo_left">
<div class="photo_img"><a href="photo.php?pid=4132013&amp;op=1&amp;view=all&amp;subj=373276304887&amp;aid=-1&amp;auser=0&amp;oid=373276304887&amp;id=72929610926"><img src="http://photos-h.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc3/hs470.snc3/25811_377341600926_72929610926_4132013_725965_a.jpg" alt="" /></a></div>
</div>
</div>]]></description>
<author>enginosman@gmail.com (enginosman)</author>
<guid isPermaLink="true" >http://marro.ws/kisisel_gelisim1</guid>
</item>
<item>
<title>sonders</title>
<link>http://marro.ws/sonders</link>
<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 23:52:30 +0000</pubDate>
<description><![CDATA[<p>SON DERS</p>
<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bilgisayarcı Arkadas,</p>
<p><br />&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Insallah iyi bir 'donanim'ci veya iyi bir 'program'ci veya<br />iyi bir 'network'&ccedil;&uuml; veya iyi bir 'system administrator' olacaksin.<br />Yalniz su m&uuml;him meseleleri sakin aklindan &ccedil;ikarma!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu k&acirc;inatin &ouml;yle bir donanimcisi vardir ki, b&uuml;t&uuml;n<br />mevcud&acirc;ti ve i&ccedil;inde yer y&uuml;z&uuml;n&uuml; 'create' etmis; g&uuml;nes'i bir<br />'power source', ay'i bir 'system clock' yapmis. O 'power source'dir<br />ki, kesintiye ugramaz ve o 'system clock'tir ki, sasmaz ve <br />sasirmaz, o donanimcinin ilminin ve sanatinin nihayetsizligini<br />g&ouml;sterir. Bu z&acirc;t ayni zamanda &ouml;yle y&uuml;ce bir programcidir ki, su<br />muazzam d&uuml;nya &uuml;zerinde &ccedil;alisacak sekilde koca hayat programini<br />yazmis, y&uuml;zbinlerce yildan fazladir, 'error' verdirmeden, 'crash' <br />ettirmeden &ccedil;alistiriyor. Eger onun ne kadar iyi bir programci<br />oldugunu da anlamak istersen, &ouml;nce kendine bak. G&ouml;z&uuml;nle<br />g&ouml;remedigin k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k bir h&uuml;crene b&uuml;t&uuml;n kodunu 'save' etmis ve<br />yine o k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k h&uuml;crende 'execute' ettiriyor.</p>
<p>Madem ki, DNA'nin bir program oldugu apa&ccedil;iktir ve bir program<br />programcisiz olamaz demek ki, senin programciligin ancak o<br />b&uuml;y&uuml;k z&acirc;tin programciligina ancak bir ayna h&uuml;km&uuml;ndedir. Yine<br />senin b&uuml;t&uuml;n h&uuml;crelerinden olusturdugu 'network'&uuml;n i&ccedil;inde hadsiz <br />protokollerle o h&uuml;creleri konusturdugu gibi, madem ki, senin de<br />diger insanlarla t&uuml;rl&uuml; dillerde ve protokollerde konusabilmen i&ccedil;in<br />gerekli donanimi yanina<br />vermistir, &ouml;ylece de g&ouml;rd&uuml;r&uuml;yor, konusturuyor ve dinletiyor. Ve <br />madem ki, sen, etrafindaki b&uuml;t&uuml;n cisimlerden haber alasin diye<br />isik, ses gibi t&uuml;rl&uuml; medyayi hazirlamis kullandiriyor. Sen<br />bunlari kesfeder, kullanir fakat bir yenisini ekleyemezsin, o halde<br />&ouml;yle b&uuml;y&uuml;k bir 'network' uzmani z&acirc;t vardir ki, senin her t&uuml;rl&uuml; <br />ihtiyacini bilir, ona g&ouml;re te&ccedil;hizatini verir. Senin<br />'network'&ccedil;&uuml;l&uuml;g&uuml;n ancak onun, sonsuz ilminden sana verdigi bir<br />k&uuml;&ccedil;&uuml;k par&ccedil;a ve bir b&uuml;y&uuml;k nimettir.</p>
<p><br />&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Arkadas, aldanma!<br />&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Su g&uuml;zel d&uuml;nya hayati programi bir 'limited trial <br />version'dur, g&ouml;r&uuml;yorsun ki, elde ettigin mali-m&uuml;lk&uuml; hi&ccedil; bir<br />surette 'save' edemiyorsun. &Ouml;yle ise; bu k&acirc;inat yazilimini<br />yazani tani. Hem hi&ccedil; m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;d&uuml;r ki, bir programci bu kadar<br />g&uuml;zel bir program yapsin ve yaptigi programda 'about' kesimi koyup <br />kendini tanittirmasin. &Ouml;yle ise bu k&acirc;inatin en b&uuml;y&uuml;k<br />'donanimcisi', 'programcisi', 'network'&ccedil;&uuml;s&uuml; ve 'system<br />administrator'u olan z&acirc;tin her yere isledigi 'about' kesimlerini<br />g&ouml;r, &ouml;gren, 'full versiyon'unu kazanmak i&ccedil;in &ccedil;alis. Unutma ki, <br />hi&ccedil; bir hareketin atlanmadan &ccedil;ok dikkatli 'log'lar<br />tutuluyor. Bu 'log'lar herseye g&uuml;c&uuml; yeten o 'system admini'<br />tarafindan 'open' edilip 'check' edilecektir.</p>
<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Aman ha dikkat !</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(Bir profes&ouml;r&uuml;n mezun edecegi talebelerine verdigi son ders) <br />(Yazari Bilinmiyor)</p>
<p><br />-- <br />|^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^|<br />|____Fatih________|''|"'',___<br />|__B&uuml;y&uuml;kbalkan__II=|'|__|..., ]<br />"(@)'(@)******|(@)(@)*****(@)</p>]]></description>
<author>enginosman@gmail.com (enginosman)</author>
<guid isPermaLink="true" >http://marro.ws/sonders</guid>
</item>
<item>
<title>Item - 3vp</title>
<link>http://marro.ws/3vp</link>
<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 18:10:12 +0000</pubDate>
<description><![CDATA[<p>İŞTE 2 MİLYON AMERİKALI´YI MÜSLÜMAN YAPAN TÜRK <br />ABD´de müslümanlığın köklerini o attı</p> <p>Tohumlarını 75 yıl önce bir avuç Müslüman siyahın attığı İslam Ulusu Örgütü, bugün iki milyona yaklaşan taraftarıyla ABD´nin "En önemli iç tehdit unsuru." Malcolm X´ten Muhammed Ali´ye, Michael Jackson´dan Mike Tyson´a kadar ABD´nin popüler kültürünü şekillendiren en önemli siyah ikonların destek verdiği grubun kurucusunun ise bir Türkajanı olduğu iddia ediliyor: Veli Ferit Muhammed Kusursuz bir örgüt kurup ortadan kaybolan ajanın gerçek kimliğinin anlaşılması ödüller vaat edildi ama ödüllerin sahibi hâlâ bulunamadı.</p> <p><br />ONİKİ FARKLI İSİMLE ANILIYOR<br />O bir siyah değildi. Kayıtlara göre defalarca adi suçlardan tutuklanmış. Üç yılda ABD´nin en tehlikeli örgütünü kurmuş ama arkasında maddi-manevi bilinen hiçbir güç yok. Hakkında internette yazılan 372 sayfalık FBI dosyası var. Büyük çoğunluğu karartılarak sansürlenmiş. Bu raporlara göre ABD´nin Oregon eyaletine bağlı Portland´de doğmuş. Doğum tarihi kayıtlarda 1891 olarak görünüyor. Ne var ki resmi kayıtlarda anne ve babası HaWaii doğumlu görünen Veli Ferit, evliliğinden olan çocuğunun kaydını yaptırırken ise kendisini kayıtlara Yeni Zelanda doğumlu olarak geçirtmiş. Fakat ilerleyen yıllarda yeniden gözaltına alındığında kendisini Arap kökenli olarak tanıtarak Seyyid (Hz. Muhammed´in soyundan gelen) olduğunu iddia etmiş. Telaffuzu birbirlerine yakın 12 ayrı isimle tanınıyor. Ortada 12 ayrı kişi mi vardı yoksa 12 farklı isimle çağınlan bir kişi mi, hâlâ belirsiz. İslam Ulusu içinde onun Elijah Muhammed´in babası olduğuna inananlar da var. Ne var ki, Veli Ferit´in bilinen tek resminde şüpheye yer bırakmayacak kadar beyaz tenli olduğu görülüyor.</p> <p>Amerika, 1920´li yılların sonlarında rengi siyah olanlar için hayatın çok kolay olmadığı bir coğrafyaydı. Pratikte kölelik düzeninin kaldırılmasının üzerinden neredeyse yüzyıl geçmiş olsa da siyahlara yönelik ayrımcılığın tüm sıcaklığıyla sürdüğü zamanlardı. İşte böyle bir ortamda, büyük çoğunluğu okuma yazma dahi bilmeyen zencilerin yoğun olarak yaşadığı Detroit bölgesinde esrarengiz bir adam belirdi, isminin Wa-li Fard Mohammed (Veli Ferit Muhammed) olduğunu söylüyordu. Adı kısa sürede bulunduğu yere uygun olarak evrimleşerek Wali halini aldı. Siyah değildi, fakat esmer teniyle beyaz Amerikalılardan hemen ayırt ediliyordu. Kim olduğunu, nereden geldiğini bilen yoktu. Köke-niyle ilgili soruları "Yarı Mekkeli, yan Avrupalı" diye yanıtlıyordu. Daha ötesi ise sırdı. Zenci mahallelerinde ev ev gezerek kumaş satan bu adam ABD´nin günümüzde "En önemli iç tehdit unsuru" olarak gördüğü bir örgütün kurucusu olacaktı. Örgütün ismi Nation of İslam (islam Ulusu) idi.</p> <p>Beyazlardan alışık olmadıktan bir ilgiyi Wali´den gören siyahların ona güvenmesi uzun sürmedi. Gittiği her evde kumaş satmanın yanında cahil bırakılmış olan siyahlara alfabeyi, rakamları ve dünya ile ilgili temel bilgileri öğretiyordu. Ve bunu yaparken de islamiyet´i... Uyguladığı sistem dahiceydi. öğrettiği her harfin karşısına onu tanıştıracak bir Islami terim koydu; A: Allah, B: Besmele gibi... Siyahlara dünyanın sadece Amerika´dan ibaret olduğu öğretilmişti. Kıtaları ve denizleri bilmiyorlardı. Onlara yüzdeleri öğretmek için kara / deniz oranlarını ezberletti. Mesafeleri öğretmek için ise gezegenlerin birbirlerine uzaklıklarını kullandı. Bu içiçe geçmiş metotla kısa sürede çok şey öğretmeyi başardı.<br />Wali Ferit, ABD´yi dolaşarak sürdürdüğü faaliyetleriyle kısa sürede binlerce siyahı Müslüman yaptı. Ancak öğrettikleri, Müslümanlığın alışılagelmiş kurallarını içermiyordu. Örneğin siyahlar oruç tutarken sadece öğle yemeği yiyip ertesi gün aynı saate kadar aç duruyorlardı. Böylece iş yerlerinde oruç tuttukları deşifre olmuyordu. Zira o zamanlar ABD´de İslamiyet yasaktı. Bu yöntem ile siyahların iftar ve sahur saatlerini takip etmek gibi dertleri de olmuyordu. Ayrıca Ramazan´ı hep Aralık ayında yaşıyorlardı (Birkaç yıl öncesine kadar İslam Ulusu halen Aralık ayında Ramazan´ı yaşıyordu.) Aralık ayında Hıristiyanların bolca dini tatili vardı ve iş günleri sınırlıydı. Böylece hem ibadetlerini daha kolay yaşıyorlar, hem de Hıristiyan geleneklerinden kopuyorlardı. Bu şekilde ibadet etmek Tanrı katında kabul edilir mi, bunu biz bilemeyiz ama Veli bu orucu üç yıl içinde sekiz bin kişiye tutturmayı başardı. Orucu disiplin amacıyla tutturuyordu. Bu çok önemliydi ve çoğu eski suçlu olan Örgütün ilk üyeleri bu sayede nefisleri üzerinde disiplin kurabildiler. Hacca gitmek gibi zorunluluklar da Wali´nin Müslümanlığında yoktu. Kısaca siyahları zora koşacak, yeni dinlerine alışmalarını engelleyecek katı dini hükümleri uygulamıyordu. Bu, İslam´a yabancı olan Yeni Dünya´nın hiç tanımadığı ve içinde tasavvufi öğeler bulunan, daha ziyade Batılı bir gelenekti. Hatta belki daha sonra Arapların iddia edeceği gibi İslam bile değil sadece felsefeydi.<br />Wali´nin saçtığı tohumlar işe yaramış, maya tutmuştu. Sayıları binleri bulan ve kendisine "mehdi" diye hitap eden müritlerini bir çatı altında toplamak için düğmeye bastı. Ve kısa süre sonra, 4 Temmuz 1930, yani ABD´nin ulusal kurtuluş gününde İslam Ulusu kuruldu. Hareketin başındaki isim Elijah Muhammed´di. Ancak örgütlenmeyi hazırlayan kişinin Veliol-duğunu herkes biliyordu. Wali´nin çalışmaları FBI´ın dikkatini çekti ve Veli gözaltına alındı. Ancak onlar da bu gizemli liderin gerçekte kim olduğunu çözmekte aciz kaldılar. Wali, 1933 yılında aniden ortadan kayboldu. Gelişi gibi gidişi de esrarengiz olmuştu. Üç yılın sonunda arkasında on bin kişiye yaklaşan bir Müslüman zenci cemaati bıraktı. Halen Louis Farrakhan´ın liderliğini sürdürdüğü İslam Ulusu´nun ABD´de, sayılan iki milyona yaklaşan bir taraftar grubu bulunuyor. Her gün 250 kadar Hıristiyan siyahı Müslüman yapıyorlar ve böyle giderse yakın bir gelecekte ABD´deki siyahlarının beşte birinin Müslüman olacağı öne sürülüyor.</p> <p>ABD´NİN EN BÜYÜK ULUSAL TEHDİDİ: İSLAM ULUSU<br />Her gün ortalama 250 Hıristiyan siyahı Müslüman yapan hareketi, başlıktaki gibi tanımlıyor ABD hükümeti. Ne var ki suçlanabilecek hiçbir açık noktaları yok. En büyük özelliği üyelerinin çakı bile taşımayacak kadar silahlardan uzak durmaları. Kendi iletişim kanallannı kullanıyorlar. Ülke genelindeki hapishanelerde birinci güç konumundalar. Şu anki başkanı Louis Farrakhan Hıristiyanlıktan dönme bir siyah. Bu nedenle ilk ibadethanelerinin eski bir kilise olması onlar için çok önemli. Muhammed Ali Clay, Mike Tayson, Michael Jackson en ünlü üyelerinden bazıları.</p> <p>Yanı sıra pek çok hip hop ve rap grubunun da İslam Ulusu´nun sempatizanı olduğu bilinmekte. Başkan Louis Farrakhan´ın birkaç yıl önce Türkiye´de Necmettin Erbakan ile de görüştüğü biliniyor.</p> <p><br />GİZEMLİ LİDER TÜRK MÜYDÜ?<br />Ancak aradan geçen 70 yılı aşkın bir süreye karşın ne İslam Ulusu´nun ne de Amerikan hükümetinin çözemediği bir soru var: Bütün bu hareketi başlatan Veligerçekte kimdi? Resmi kayıtlarda Wali´nin yan Suriyeli yan Jamaikalı olduğundan tutun da Arap, Kızılderili, Yeni Zelandalı, Kafkas veya İranlı olduğuna kadar onlarca iddia bulunuyor. Mahkemelerde delil kabul edilen Ana Britanica´ya göreyse Mekke doğumlu ancak bu konuda resmi bir dayanak yok. Ansiklopedi, Wali´nin kendisini tanımlarken "Ben yan Mekkeli yan Avrupalı´yım" ve "Peygamber soyundan geliyorum" sözlerinden yola çıkarak bu yorumda bulunmuş.<br />Wali´nin kimliğiyle ilgili günümüzde en çok kuvvet kazanan iddia ise onun Türk olduğu şeklinde. Bu iddia son yıllarda kiliselere bağlı araştırma gruplarınca sıkça ortaya atılmaya ve benimsenmeye başladı, iddianın ilk ağızdan sahipleri Ameri-ka´daki Müslüman hareketler üzerine araştırmaları bulunan ABD´li Teoloji uzmanı Craig Keener ile New Song Kilisesi papazlarından Adam Edgerly. Her ikisi de Veli Ferit Muhammed adıyla bilinen Veli´nin bir Türk olduğunda hemfikir.</p> <p>Veli üzerine Türkiye´de en kapsamlı araştırmaları yapan ise beş yıl üniversite öğrenimi için kaldığı ABD´de bu sırnn peşinde koşan araştırmacı Ercüment özer. Türkiye´ye döndüğü 1997´ye kadar Veli´nin kimliğinin peşine düşen özer´e göre o bir Türk, hem de büyük ihtimalle bir istihbaratçı. Özer´in iddiaları şöyle:</p> <p>"örgüt kurma konusunda Veli´nin sisteminin kelimenin tam anlamıyla kusursuz olduğunu görüyoruz. Eğer bu modelde tek bir açık nokta bırakılmış olsaydı, ABD bu organizasyonu çoktan yok etmişti. Veli´nin organizasyonu dışarıya karşı tamamen kapalı, içine sızılması çok zor olan, kadın kolu, imamlar konseyi, askeri kanat gibi dallan bulunan profesyonel bir yapı. Her şey yapılanların büyük bir planın parçalan olduğunu ve hedeflenenin zencilerin çözülemez bir "derin devlefe sahip olması olduğunu gösterir nitelikte. Onun Arap olması ise pek akla yatkın değil. Öğrettiği Müslümanlık, klasik Sünni inanışından çok tasavvufi ilkelere yakın. Bu nedenle islam Ulusu, bugün bile kendisini ´sufi bir tarikat´ olarak nitelendiriyor ve İslam´ı farklı algıladığı için Araplar tarafından "Küfür Ulusu" olarak nitelendiriliyor. Bu hareketi incelediğimde bizim kültürümüzde de var olan Mevlevilik ve Bektaşilik ile birçok benzer yanının olduğu görülüyor. Eğer Veli söylendiği gibi Mekkeli olsaydı büyük ihtimalle Vahhabi mezhebinden olurdu ki, bu inanışın tasavvufla hiç ilgisi yok. Veli´nin kendisini, ´Yan Avrupalı yarı Mekkeli´yim´ şeklinde tanımlaması, geldiği coğrafyanın hem Avrupalı hem Müslüman bir ülke olduğuna işaret ediyor. İslam Ulusu´nun bayrağına bakınca bu okumanın doğru olduğu görülecektir: Türk bayrağının ay yıldızı sola bakan hali!"</p> <p>TEŞKİLATI MAHSUSA BAĞLANTISI<br />Şayet Veli istihbaratçıysa ve ABD´ye görevli olarak geldiyse onu yönlendiren kimdi peki? özer´e göre bu sorunun iki cevabı olabilir: "1930´lar Atatürk ile ABD´nin arasının iyi olmadığı yıllardı. ABD, taşıma gemilerini vererek İzmir´in Yunanlılar tarafından işgalini desteklemişti. Lozan Anlaşması´nı da kabul etmeyerek genç Türk Cumhuriyetine düşmanca davranışlar içine girmişti. Ermeni sorununa olan ilgisi nedeniyle Atatürk, ABD´nin düşmanlıklanna Veli yoluyla cevap vermiş olabilir. Atatürk´ün Kızılderililere de yakın ilgi gösterdiği biliniyor."<br />ikinci iddia ise Veli´nin Almanya hesabına çalışan bir Türk ajanı olabileceği. Birinci Dünya Savaşı´nın ardından, bazı Teşkilat-ı Mahsusa ve İttihat Terakki üyelerinin Almanya´ya kaçtığı biliniyor. Bu istihbaratçılar Almanya´nın desteğiyle İngiltere ve Fransa´nın Müslüman sömürgelerinde çeşitli faaliyetlerde bulundular. Veli´nin de bunlardan biri olduğu, Almanya´nın hizmetine girdiği, güçlenen Nazi hareketiyle birlikte uzun vadede rakip olacağı düşünülen ABD´de iç karışıklık yaratmak amacıyla görevlendirilmiş olabileceğine inanan birçok araştırmacı var. Veli´nin kayboluşunun ardından Almanya´da görüldüğü iddialarının ortaya atılması bu iddiayı destekliyor.</p> <p>Esrarengiz kayboluşunun ardından Elijah Muhammed´in "Görevliydi. Geri çağrıldığı için ayrıldı" demesi ve kurduğu sistemin sıradan biri tarafından organize edilmek için fazlasıyla komplike olması bile yeterli. "Bu sistemi kurarken bir ´talimname´ kullandığını biliyoruz çünkü bunu bizzat kendisi beyan etmiştir, İslam´ın önce kaybedilip sonra bulunmuş öğretileri´ dediği talimname bugün kayıp. Bütün krediyi kendi üzerine almak dururken bir talimnameyi rehber aldığını söylemiş olması ortada adım adım izlenmiş bir plan olduğunu gösteriyor" diyor Özer ve ekliyor: "Bazı resmi kayıtlarda Veli, İslam Ulusu´nu kurmadan önce eski bir uyuşturucu kaçakçısı olarak gösteriliyor. Sıradan bir mahkûmun bu talimnameyi bulması ve okuyup anlaması biraz fantastik açıkçası. Talimnamenin Veli dışında başka kişilerde de olması, yani bir ekip çalışması yapılmış olması muhtemel. Çünkü üç yıl gibi bir zamanda tek kişinin böylesine güçlü bir organizasyon kurması pek mümkün değil. Veli´nin 12 değişik isimle anılması da, ortada birden çok Veli´nin olduğu şeklinde yorumlanabilir. Bu sorulara bu gün ABD devleti dahil yanıt verebilecek kimse mevcut değil."</p> <p>Veli´nin kimliği hakkında tartışmasız olan bir tek gerçek var, o da gerçek kimliğini bulup açıklayana zamanında 100 bin dolar ödül vaat edilmiş olduğu. Ödülü vaat eden ise bizzat İslam Ulusu. Bir örgüt düşünün ki kurucusunun kimliğini tespit ettirebilmek için ödül koysun. Dünyada ilk ve tek olan bu tuhaf durumu hâlâ çözümleyebilen yok. İslam Ulusu "Mehdi" diye nitelendirdikleri kurucusu hakkındaki sorulan muhatapsız bırakıyor. Grubun sözcüsü Haftalık´ın Veli´nin kimliği ile ilgili sorusu karşısında bizi resmi internet sitelerine yönlendirmenin dışında bir açıklama yapmadı. Sitedeyse Veli Ferit Muhammed, halen öğretici yönüyle hatırlanmakta:</p> <p>´Tek başına geldi. Bize kendimizi öğretmeye başladı. Tanrıyı ve şeytanı gösterdi, Dünya´nın ölçülerini, öteki gezegenlerin ölçülerini öğretti ve bize dünya dışındaki gezegenlerdeki uygarlıklarını tanıttı" ibaresi bulunuyor.</p> <p>HAFTALIK / Ali Kemal ERDEM</p>]]></description>
<author>enginosman@gmail.com (enginosman)</author>
<guid isPermaLink="true" >http://marro.ws/3vp</guid>
</item>
<item>
<title>fakirdiler_ama</title>
<link>http://marro.ws/fakirdiler_ama</link>
<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 17:48:17 +0000</pubDate>
<description><![CDATA[<p><strong>Stephen Hawking: </strong>Harap bir bedenden fışkıran büyük deha<br />1942 yılında İngiltere´´de doğan Hawking okul dönemlerinde hareketli ve sağlıklı bir öğrenciydi. Oxford Üniversitesi´´nin Fizik bölümünü birincilikle bitirdi.</p> <p>Hayatının kabus dolu günleri, ALS Motor Nöron hastalığına yakalanmasıyla başladı. Omurilik ve beynindeki şuurlu kas hareketlerini düzenleyen sinir hücreleri dağılmıştı. Konuşma bozukluğu ve yutma güçlüğü çekiyordu. <br />Derken elleri de tutmaz oldu. Genç yaştaki Hawking´´in vücudu, beyni dışında resmen çökmüştü. Hatta doktorlar ancak iki yıl ömrü kaldığını düşünüyorlardı. Morali, ruh hali bir yıkım içinde olan Hawking sürekli klasik müzik dinleyip bilim kurgu romanları okumaya başladı. Ancak ailesinin ve hocası Scima´´nın yoğun ilgisi ve sevgisiyle hayata tekrar bağlanarak doktorları yanılttı. Ama artık ömür boyu tekerlekli sandalyeye mahkum konuşamayan biri haline gelmişti. İleteşimini ancak bilgisayar yardımı ile sağlayabiliyordu.</p> <p>Sağlık durumunun bu kadar bozuk olmasına rağmen aşık oldu ve evlendi. Eşinin yardımıyla yüksek lisansını, ardından doktorasını yaptı ve profesör oldu. 1978 yılında teorik fizikteki en büyük ödül olan Albert Einstein ödülünü aldı. 1982 yılına gelindiğinde artık dünyanın dört bir tarafından ödüller yağmaya başlamıştı. Kraliçe tarafından verilen Britanya İmparatorluğu Kumandanı nişanı bunlardan biriydi. Küresel ısınmayı ilk ortaya atan Stephen Hawking oldu. Buna benzer teorilerin ve verilerin sahibi olan Hawking acı çekerek zirveye çıkanlara en büyük örneklerden...</p> <p><strong>Konfüçyüs:</strong> Dünyanın en bilinen filozofu bir bekçiydi M.Ö 550 yılında Çin´´de doğdu. Asıl adı "Üstad filozof" anlamına gelen Kung Fu olmasına rağmen, Avrupalılar ona Konfüçyüs demeyi tercih ettiler. Çocukluğu ve gençliği yoksulluk içinde geçti, beş yaşındayken babasını kaybetmişti.</p> <p>Çok zor şartlar altında hayatta kalmaya çalışan ama kimseden karşılıksız yardım kabul etmeyen onurlu bir gençti. Bütün imkansızlıklara rağmen 19 yaşında evlenip iki çocuk sahibi olan Konfüçyüs, kendisini ilime adamıştı ama hâlâ çalışmak zorundaydı. Depo bekçiliği yaptığı yılları saraylarda öğreticiliğe terfi ettiği günler izledi. 25 yaşına geldiğinde artık birçok öğrenci yetiştirmiş saygın bir bilim adamıydı. Konfüçyüs aralarında devlet adamlarının da bulunduğu 3000´´den fazla öğrenci yetiştirmişti. İnsanlığa bilgi, ahlak, fazilet ve Tanrı´´ya saygı konularında verdiği mesajlar binlerce yıl sonra hâlâ geçerliliğini koruyor: "Sana bilmenin ne olduğunu söyleyeyim mi? Bildiğin zaman bildiğini, bilmediğinde de bilmediğini söyle- mek... Bilgi budur."</p> <p><strong>Walt Disney:</strong> Depodaki fareden dünya çapında bir çizgi kahraman çıkardı<br />1901 yılında ABD´´nin Chicago kentinde doğdu. O kadar fakirdi ki karnını doyuracak parayı dahi bulamıyordu. Babası çok hastaydı. Annesi oğlu Disney´´e güveniyordu. O da ne iş bulsa çalışarak yemek için para kazanıyordu. Aslında belli bir mesleği olmadığı için iş bulması da kolay değildi. Pek çok iş yerinden geri çevriliyor ancak gazete dağıtıcılığı ve ambulans şoförlüğü gibi geçici işler bulabiliyordu. Bu arada babasının durumu daha da ağırlaşmıştı. Babasının sırf yeterli parayı bulamadıkları için hayatını kaybettiğini düşünen Disney bu yüzden uzun süre kendini suçladı.</p> <p>Bu arada gözüne çarpan bir ilandan esinlenerek bedava sanat kurslarına katıldı. Çizimini geliştirdi. Bazı ajanslara minik çizgi filmler çizdi ama para kazanamadı. Hollyvvood´´a gidip şansını denemeye çalıştı. Bir çok çizim yapmasına rağmen bir türlü tutturamıyordu. Hâlâ parasızdı... Ama bu meteliksiz gecelerden biri, ona hayatını değiştirecek yaratığı getirecekti. Geceleri çalıştığı bir depoda minik bir fareyle tanışmıştı. Onunla ekmeğini paylaşıyor, dakikalarca seyrediyordu. Farenin dans eder gibi ilginç hareketler yapması Disney´´e ilham verdi ve bir gece onu kağıda çiziverdi... Dünya çocuklarının sevgilisi Mickey Mouse işte o gece doğdu. Walt Disney artık ünlü ve zengin bir adamdı.</p> <p><strong>Alfred Nobel:</strong> Dinamiti icat ederken kardeşini uçurdu Nobel de çocukluğu fakirlik içinde geçenlerden... Ailesi ekmeği bile borç harç satın alabilecek kadar yoksuldu. Bu yüzden Alfred ve üç kardeşinin herbiri başka yerlerde büyümek zorunda kaldı. Babaları para kazanmak için Rusya´´ya gitmişti. Ailesini ancak beş yıl sonra yanına alabildi. Ama işleri rast gitmemiş, beklediği hayatı orada da bulamamıştı. Stockholm´´e döndüler. Bu arada Alfred de büyümüş, fizik ve kimya alanlarındaki yeteneği farkedilmeye başlanmıştı. 28 yaşına geldiğinde, kendisine ufak da olsa bir kimya laboratuvarı kurmayı başarmış, çalışmalarını burada sürdürmeye başlamıştı. O yıllarda kömür ve diğer değerli madenlerin çıkarılmasında, tünellerin açılıp, köprülerin yapılmasında dev kayalar büyük engeldi. Nobel bu yüzden özellikle patlayıcılar üzerinde çalışıyordu. Ancak yaptığı deneylerden biri hem laboratuvarına hem de kardeşinin hayatına mâlolacaktı. Bütün bunlara rağmen yılmadı. Araştırmalarına binbir zorlukla da olsa devam etti ve sonunda başarıya ulaştı. 1865 yılına gelindiğinde o artık dinamitin mucidi olarak anılıyordu. Ailesi bir anda zengin oldu, ünü ve icadı bütün Avrupa´´ya yayıldı.</p> <p><strong>Enzo Ferrari:</strong> Herkes sakatlığıyla dalga geçiyordu, ama o dünyanın en hızlı otomobilini yaptı 1898 ´´de İtalya´´da doğan Enzo, demir ta-tamircisi bir babanın oğluydu. Sakatlığı yüzünden askere alınmadı. Otomobil fabrikalarında işçi olarak çalışmaya başladı ama bedensel engeli yüzünden herkes ona aynı gözle bakıyordu: "İşe yaramaz". Bu tavır onu çok üzmekle birlikte asla yıldırmıyor, tam tersine daha da azimli olmasına neden oluyordu. Yürümekte zorlanan ve küçük görülen Enzo´´nun en büyük düşü, hızına kimsenin yet işemeyeceği bir otomobil yaratmaktı. Kafasına koyduğu bu büyük hayali gerçekleştirdiğinde yıl 1920´´ydi ve Enzo henüz 22 yaşındaydı. Katıldığı Büyük Sicilya Yarışla-rı´´nda "sakat adam arabası"yla birinci olması şahit olanları hayretler içinde bıraktı. Bundan sonra katıldığı yarışlarda da hep rakipsizdi. Hatta İtalya´´nın o zamanki lideri Benito Mussolini, Ferrari´´nin 30´´uncu yaş gününde ona "Kumandan" ödülünü verdi. Ferrari bir yıl boyunca atölyesine kapanarak zamanın en hızlı otomobilini yaratmayı da başaracaktı. 1946 yılında üretilen "Ferrari Formula 1" dünyanın ilk ciddi yarış arabasıydı. 1980´´de son dünya şampiyonluğunu kazandıktan sonra, özel spor araba üretimine geçti. Bugün bir efsane olarak yollara hükmetmeye devam ediyor.</p> <p><strong>Abraham Lincoln:</strong> Yaşamını ölümlerin biçimlendirdiği adam son nefesini tiyatroda verdi Amerika Birleşik Devletleri´´nin 5´´inci Başkanı olan Abraham Lincoln, hayatıyla da örnek olan bir kişi olarak Amerika tarihine adını yazdırmayı başardı. Lincoln 1809´´da Kentucky şehrinde doğdu. Ailesi çok yoksuldu. Okuma yazma bile bilmiyorlardı. Abraham çocukluğu boyunca işçi olarak tarlalarda çalıştı, bakkallarda çıraklık yaptı. 10 yaşında annesi ve kız kardeşini kaybetti. Bu küçük bir çocuğun kaldıramayacağı kadar ağır bir yüktü. Günlerce kendine gelemedi. Ne yazık ki ölüm ileriki yıllarda da peşini bırakmayacak, 25 yaşındayken dört çocuğundan üçü çeşitli nedenler-<br />den ölecekti.</p> <p>Genç Lincoln 20 yaşında Ohio ırmağı üzerindeki teknelerde düşük ücretlerle ağır işlerde çalıştı. Bu arada zincire bağlı kölelere yapılan eziyetleri görüyor, bunu bir gün sona erdirmeye yemin ediyordu. Okumayı çok seven Lincoln´´ın bir merakı da mahkemelere gidip davaları izlemekti. Duruşmalardaki insanları dinliyor, tanımaya çalışıyordu. Kısa sürede etrafında bilinen ve sevilen biri olmaya başladı. Bir süre sonra Kongre üyesi seçilmeyi başarmıştı. Ardından başkanlık gelecekti. Lincoln ülkedeki karışıklığın, adaletsizliğin ve köleliğin bitmesi için Amerika´´nın güney hükümetinin Washington hükümetine itaat etmesi gerektiğini biliyordu. Güneyliler ise Lincoln´´un kölelik karşıtı tavrına katlanamayarak dört yıl sürecek bir iç savaş başlattılar. Sonunda kazanan Lincoln olacaktı. Güney kuzeye boyun eğmiş, Amerika´´nın gelmiş geçmiş başkanları arasında en sevilenlerinden biri olan Lincoln de ikinci kez seçilmeyi başarmıştı. Amerika´´nın bugünkü sistemi ve anayasasında çok büyük etkiler bırakan Lincoln´´un bu başarısını ve düşüncelerini hazmedemeyenler de vardı. Kendisine düzenlenen suikastten kurtulamayacak, son nefesini bir tiyatro salonunda verecekti.</p>]]></description>
<author>enginosman@gmail.com (enginosman)</author>
<guid isPermaLink="true" >http://marro.ws/fakirdiler_ama</guid>
</item>
<item>
<title>rahmikoc</title>
<link>http://marro.ws/rahmikoc</link>
<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 17:35:06 +0000</pubDate>
<description><![CDATA[<p>&ldquo;Rahmi Ko&ccedil;&rsquo;tan Gen&ccedil;lere 10 &Ouml;ğ&uuml;t&ldquo;</p>
<p>1. Hayatta ne olmak istediğinize şimdiden karar vermeye &ccedil;alışınız.<br />2. Y&uuml;ksek &ouml;ğreniminizi yaparken bir yerde &ccedil;alışınız. Bu size ilerde b&uuml;y&uuml;k tecr&uuml;be&nbsp;sağlar.<br />3. Anne ve babanızın kıymetini daima biliniz.<br />4. Devamlı okuyup, d&uuml;nyada ve memlekette neler olduğunu takip ediniz.<br />5. İngilizce d&uuml;nyanın ana dili olmuştur. Onun yanına bir lisan daha katmaya &ccedil;alışınız.<br />6. Fikirlerinizi a&ccedil;ık&ccedil;a s&ouml;ylemekten ka&ccedil;ınmayınız.<br />7. İnsanların daima iyi taraflarını g&ouml;rmeye &ccedil;alışınız.<br />8. Başkalarının da en az sizin kadar akıllı olduğunu aklınızdan &ccedil;ıkarmayınız.<br />9. Hesabınızı, kitabınızı, b&uuml;t&ccedil;enizi daima iyi bilip, ona g&ouml;re yaşamaya &ccedil;alışınız.<br />10. Hayatta nadiren ele ge&ccedil;ebilecek fırsatlardan istifade etmeye &ccedil;alışınız</p>]]></description>
<author>enginosman@gmail.com (enginosman)</author>
<guid isPermaLink="true" >http://marro.ws/rahmikoc</guid>
</item>
<item>
<title>3ncu_yol</title>
<link>http://marro.ws/3ncu_yol</link>
<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 15:15:49 +0000</pubDate>
<description><![CDATA[<div class="GBThreadMessageRow_Body_Content">&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; Yol<br /><br />Melih Arat<br /><br />Nerede ve nasıl yaşıyoruz? Nasıl d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yoruz? Yaptığımıza ve yaşadıklarımıza ilişkin farkındalığımız ne kadar?<br />Kendini tekrarlayan dev bir akıntının i&ccedil;inde kaybolmuş olabilir miyiz? Bu akıntı, temiz ve aktık&ccedil;a temizlenen bir akıntı mı? Yoksa her y&ouml;nden kanalizasyonun karıştığı bulanık bir nehir mi?<br /><br />&Ccedil;ocuktum; s&ouml;zde Ermeni soykırımı yasa tasarıları farklı &uuml;lkelerin parlamentolarında kabul oluyor ve b&uuml;y&uuml;kel&ccedil;ilerimizi geri &ccedil;ekiyorduk. &Ccedil;ocuktum, bir sabah erkenden dışarı &ccedil;ıkıp gazete almaya giderken bir darbenin palet izlerini g&ouml;rd&uuml;m. &Ccedil;ocuktum, gazeteler irtica geliyor diye yazıyordu. &Ccedil;ocuktum, bir yerlere girmek i&ccedil;in bıyıklar kesiliyor, baş&ouml;rt&uuml;ler &ccedil;ıkarılıyordu. &Ccedil;ocuktum, siyasiler birbirleriyle yumruklaşıyorlardı. &Ccedil;ocuktum, 'gelecekte ben ne yapacağım' diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordum. Şimdi &ccedil;ocuğum oldu, aynı yasa tasarıları, aynı darbe izleri, aynı giysi ve g&ouml;r&uuml;n&uuml;m tartışmaları, aynı yumruklaşmalar devam ediyor. Şimdi &ccedil;ocuğum, 'gelecekte ben ne yapacağım?' diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor.<br /><br />Her g&uuml;n b&uuml;y&uuml;k bir telaş i&ccedil;inde insanlar varsa işleri, işlerine gidip geliyorlar; her g&uuml;n aynı yollardan ge&ccedil;iyor; her hafta sonları varsa kredi limitleri aynı alışveriş merkezlerini dolduruyorlar. Evlerde aynı tartışmalar s&uuml;r&uuml;yor; televizyonlarda kayınvalidelerin gelinlerinden kurtulmak i&ccedil;in oğullarının koynuna yabancı kadınları soktukları, baş kahramanların asıp kestiği dizileri seyrediyorlar. &Ouml;ğrenciler, tedavi edip insanlara yardım ettiği i&ccedil;in değil, &ccedil;ok para kazandığı i&ccedil;in doktor olmak istiyor. Eyvah Eyvah isimli filme gittim; bir &ouml;l&ccedil;&uuml;de yardımlaşmanın da olduğu bir &ouml;yk&uuml; olsa da oğlumla gittiğime pişman oldum. K&uuml;f&uuml;rle başladı, k&uuml;f&uuml;rle bitti. Meyhanede başladı, meyhanede bitti. Kafasında tertemiz beyaz bir sayfa bulunan 9 yaşındaki oğlumun kafasında, k&uuml;fretmek ve kafayı &ccedil;ekmek normalleşti.<br /><br />B&uuml;y&uuml;k cisimler, k&uuml;&ccedil;&uuml;k cisimleri &ccedil;ekerler. D&uuml;nya b&uuml;y&uuml;k olduğu i&ccedil;in Ay'ı &ccedil;ekiyor. G&uuml;neş b&uuml;y&uuml;k olduğu i&ccedil;in t&uuml;m gezegenleri &ccedil;ekiyor. Yukarıda tasvir edilen k&uuml;me &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k olduğu i&ccedil;in sıra dışı olmayı tercih edenleri kendine &ccedil;ekiyor. Haber b&uuml;ltenleri, diziler, magazin programları, medyanın kendisi ve toplum bize ne d&uuml;ş&uuml;nmemiz gerektiğini, nasıl davranmamız gerektiğini &ouml;ğretiyor. Bizzat anne-babaların kendisi, &ouml;ğretmenlerin kendisi, kanalizasyonun karıştığı koca akıntının i&ccedil;inde olduğu i&ccedil;in &ccedil;ocuklara rehberlik edemiyor. Kitap okumayan anne-babalar, &ccedil;ocuklarının &ccedil;ok ders &ccedil;alışmasını bekliyor; g&uuml;nde &uuml;&ccedil; saat televizyon izleyen anne-babalar, &ccedil;ocuklarının zamanını verimli kullanmasını bekliyor. &Ccedil;ocuklarını ezen anne-babalar, aynı &ccedil;ocukların m&uuml;d&uuml;r, başkan ya da lider olmasını bekliyor. &Ccedil;ocuklar da, gen&ccedil;ler de istenilen gibi değil, g&ouml;rd&uuml;kleri &ouml;rnekler gibi oluyor ve kanalizasyonun karıştığı o berbat suya kendilerini kaptırıp gidiyorlar.<br /><br />Bu anlamda geriye akıntının dışında iki se&ccedil;enek kalıyor. Birinci se&ccedil;enek, bu akıntıya muhalif olmak ve akıntıdan ayrılmak. Ama bunu se&ccedil;enlerin bir&ccedil;oğu ne yapacağını bilmiyor. Kafaları karışık, depresif bir şekilde her g&uuml;n &ouml;l&uuml;me yaklaşıyorlar. Bir de &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; se&ccedil;enek var; o dev akıntının i&ccedil;indekinden tamamen farklı bir değer setiyle, ahlakla, &ouml;ğrenme, yardım etme aşkıyla, merakla daha iyi bir d&uuml;nya i&ccedil;in hizmet etmeyi se&ccedil;mek. Herkesin t&uuml;kettiklerini t&uuml;ketmeyi bırakıp, yaptıklarını sorgulayarak, d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;kleri, yeni davranışlar ve yeni se&ccedil;imler geliştirdikleri bir yol bu. K&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k bir tohum oldukları ve bu evrende silinip gidebilecekleri halde, b&uuml;y&uuml;k akıntıdakiler onlarla alay etse de, sabır ve kararlılıkla &ouml;ld&uuml;kten sonra, hem d&uuml;nyada hem &ouml;te alemde yarına &ccedil;ıktıkları, gerektiğinde meyve, gerektiğinde g&ouml;lge veren dev bir ağa&ccedil; olmak. Akıntıya kapılmayan g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve bilge bir ağa&ccedil;. İşte &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; yol bu.</div>]]></description>
<author>enginosman@gmail.com (enginosman)</author>
<guid isPermaLink="true" >http://marro.ws/3ncu_yol</guid>
</item>
<item>
<title>facebook_film_oluyor</title>
<link>http://marro.ws/facebook_film_oluyor</link>
<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 20:44:13 +0000</pubDate>
<description><![CDATA[<p>Columbia Pictures, d&uuml;nya genelinde 250 milyon &uuml;yesi olan &uuml;nl&uuml; sosyal ağ Facebook'un kurucu ortağı Mark Zuckerberg'in (25) hayatını beyazperdeye taşıyor.</p>
<p>İsmi şaşılacak derecede alışılmamış ve bir o kadar da tuhaf olan <span style="FONT-WEIGHT: bold">&ldquo;The Social Network&rdquo; </span>(<span style="FONT-WEIGHT: bold">Sosyal Ağ</span>) isimli film projesi, yazar B<span style="FONT-WEIGHT: bold">en Mezrich</span>'in <span style="FONT-WEIGHT: bold">&ldquo;The Accidental Billionaires&rdquo;</span> isimli kitabına dayanarak <span style="BORDER-BOTTOM: #ff0000 3px double; LINE-HEIGHT: 1.7; COLOR: #ff0000; CURSOR: hand; FONT-WEIGHT: bold">sinemaya</span> uyarlanacak. Filmin yapımcılığını Hollywood&rsquo;un usta oyuncusu <span style="FONT-WEIGHT: bold">Kevin Spacey </span>&uuml;stlenirken, y&ouml;netmen koltuğunda &ldquo;Seven&rdquo;, &ldquo;D&ouml;v&uuml;ş Kul&uuml;b&uuml; / Fight Club&rdquo;, &ldquo;Benjamin Button&rsquo;ın Tuhaf Hikayesi&rdquo; gibi filmlerin &uuml;nl&uuml; y&ouml;netmeni <span style="FONT-WEIGHT: bold">David Fincher</span> oturacak.<br /><br /><span style="FONT-WEIGHT: bold">Shia La Beof mu? Michael Cera mi?</span><br /><br />Filmde, gen&ccedil; milyarder <span style="FONT-WEIGHT: bold">Zunkenberg</span>'i kimin canlandıracağı ise, hen&uuml;z bir netlik kazanmadı. Bu rol i&ccedil;in ismi gecen adayların başında, &ldquo;Transformers&rdquo;ın <span style="BORDER-BOTTOM: #ff0000 3px double; LINE-HEIGHT: 1.7; COLOR: #ff0000; FONT-WEIGHT: bold">gen&ccedil;</span> yıldızı <span style="FONT-WEIGHT: bold">Shia La Beof</span> geliyor. Bir başka kuvvetli aday ise, &ldquo;Juno&rdquo; ve &ldquo;&Ccedil;ok Fena / Superbad&rdquo;in yıldız oyuncusu <span style="FONT-WEIGHT: bold">Michael Cera</span>.<br /><br /><span style="FONT-WEIGHT: bold">Facebook'u, seks i&ccedil;in kurmuşlar</span><br /><br />Amerika&rsquo;da yayınlanan <span style="FONT-WEIGHT: bold">&ldquo;The Accidental Billionaires&rdquo;</span>, &ouml;ğrenimini g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; Harvard &Uuml;niversitesi'nin &ouml;ğrenci yurdunda yaşarken, 2004 yılında Eduardo Saverin ile birlikte d&uuml;nyanın en b&uuml;y&uuml;k sosyal ağını kuran Facebook'un patronu Mark Zuckerberg'in sadece sansasyonel bir şekilde başarı basamaklarını hızlıca tırmanısının &ouml;yk&uuml;s&uuml;n&uuml; anlatmakla kalmıyor. Daha hen&uuml;z kitabın yazım aşamasında, 1,9 Milyon Euro avans aldığı s&ouml;ylenen kitabın yazarı Ben Mezrich, aynı zamanda 'seks', 'para', 'dahi', ve 'aldatmak' alt başlıklarına da yer vererek olduk&ccedil;a heyecan verici bir hikayeyi kitabına taşıyor.<br /><br />Mezrich, Facebook fikrinin doğuşunun başlıca nedeninin altında, Zuckerberg ve arkadaşlarının toplumda kabul g&ouml;rme isteklerinin yattığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor. Ayrıca Mezrich, Zuckerberg ve arkadaşlarının Facebook'u, &uuml;niversitelilerle seks yapmak i&ccedil;in kendilerine bir arkadaşlık platformu sunsun d&uuml;ş&uuml;ncesi ile kurduklarını da belirtiyor.<br /><br /><span style="FONT-WEIGHT: bold">&ldquo;The Social Network&rdquo;</span> isimli Facebook filminin &ccedil;ekimlerine, bu yıl i&ccedil;erisinde başlanacak.</p>]]></description>
<author>enginosman@gmail.com (enginosman)</author>
<guid isPermaLink="true" >http://marro.ws/facebook_film_oluyor</guid>
</item>
<item>
<title>training_brad</title>
<link>http://marro.ws/training_brad</link>
<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 16:57:42 +0000</pubDate>
<description><![CDATA[How Brad Pitt got in shape for films like Fight Club and Troy.

 

Celebrities such as Brad Pitt are notorious for completely transforming themselves within a few months to get ready for a certain film role. Over the years Brad Pitt has slimmed, bulked and cut for various roles. Let’s take a look at some of those movies over the last 15 years that have seen Pitt take on the challenge of shaping up.

In Brad Pitt’s early years, photos show just how slim he was. In 1991’s Thelma & Louise, Pitt had a visibly much leaner look, this was actually his more natural build. Many would class Pitt’s body type as an Ectomorph, which is someone that is typically classed as a "Hard Gainer", is flat chested, lean, lightly muscled, someone who takes longer than the average person to gain muscle and generally of thin build. 

Being in his twenties at this time, diet and hard training was not that important to him, he naturally had a fast metabolism and only did some occasional weight training preparing for Thelma and Louise, it was ab training where he spent much more attention. Being naturally lean certainly helped Pitt with getting his abs in really good condition for the film.

It was not until appearing in Fight Club nine years later in 1999 that people really took attention to Pitt’s physique. He’d clearly trained and dieted hard in preparation for this one. After Fight Club was released Pitt became the envy of many men. His tight body was coveted, and many people sought a workout that would produce similar results.  However, contrary to what most people thought, Pitt was actually at his lightest, weighing in at only 150-155 pounds, with body fat around 5-6%. It has been well documented that Pitt had an extremely regimented routine for the months before filming began. His workout was characterized by beating one muscle group up each day, then giving it the rest of the week to recover, similar to the kind of routine a professional bodybuilder would do. Finally, at the end of the week, he finished off with a good cardio workout. This put his body into fat-burning mode, which served to shed any extra padding that covered his muscles, giving him that chiselled and ripped look. 

  
Here are the exercises that made up his Fight Club workout. 

3 sets of each exercise, taking approximately 60 seconds of rest between each set. Pitt used a weight challenging enough that he could successfully complete 15 reps, no less (with the exception of pushups and pullups), but be fatigued on the last rep. Proper form was maintained throughout. 

Monday - Chest

·          25 pushups 

·          Nautilus chest press 

·          Nautilus incline press 

·          Pec deck machine (chest fly) 

Tuesday - Back

·          5 pullups 

·          Seated rows 

·          Lat pulldowns 

·          T-bar rows 

Wednesday - Shoulders

·          Arnold dumbbell press (like a military press, but start the action with palms facing in and end the action with palms facing out) 

·          Lateral raises 

·          Front raises 

Thursday - Biceps/Triceps

·          Nautilus curl machine 

·          EZ cable curls 

·          Hammer curls 

·          Tricep pushdowns 

Friday - Cardio

Walking or (preferably) running on the treadmill for 45 minutes at 65% to 75% of your maximum heart rate 

Saturday/Sunday – Rest

Nutrition & Diet

Brad's diet is the most important aspect when it comes to getting him in shape for a role. Don't just think he trains hard in the gym, his diet accounts for much of his success in achieving the physique produces. For his Fight Club role Pitt took on a very strict and consistent diet eating six small meals a day which included a Whey Protein Powder and on occasion some protein bars, no other supplements were used by Pitt, however much of his nutrition came from whole foods high in protein like Chicken, Turkey, Fish, Lean Meat, Eggs and Cottage Cheese. Carbohydrates were very clean and included Wholewheats and Grains, Green Vegetables, Oats and Rice Cakes, which were then tapered off in his last two meals of the day.

Breakfast would be: 6 eggs, 6 whites, 7 yellow and 75g of oatmeal with raisins. Occasionally Pitt would replace the eggs with a Protein Shake if his schedule was tight.

Midmorning snack: Tinned Tuna in Wholewheat Pitta Breads

Lunch: 2 x Chicken Breasts, 75-100g Brown Rice or Pasta and green veggies

Mid-afternoon snack [Pre-Workout]: protein bar or Whey Protein Shake and a Banana

Post Workout: Whey Protein Shake and a Banana

Dinner: Grilled fish or chicken, brown rice or pasta, vegetables, and salad.

Evening Snack: Casein Protein Shake Protein shake or Low Fat Cottage Cheese (Slow Release Protein)

* Would you like a Diet & Workout Plan based on Brad's Fight Club Physique? We can set up a plan in just 48 hours. More info here

  

By 2000 when he began production of the movie Snatch Pitt’s body fat percentage had rose to approximately 8%, which was still very lean. Some would argue that he actually looks even leaner in Snatch, but not according to Pitt. Staying at the 5-6% he had maintained for Fight Club would not have been healthy. He cut to get the 'Fight Club Look' that was required for such a film.  After the film, he relaxed his cardio and strict diet to ease himself into a more normal and manageable physique.  So, what you see in Snatch are his heavy bulking efforts combined with a less strict diet. Pitt did not follow such a regimented program for Snatch, infact he barely trained at all.

Five years later Pitt was given an even more challenging body transformation, he needed to add 10-15 pounds of solid muscle for the movie Troy (2004). In order for Pitt to get ready for the role he dropped cigarettes and sharply cut back on beer and chips, although he did allow himself the occasional treat: McFlurry shakes from McDonald's!!, "though it was more for a little taste of home, you know, a little Americana." Pitt stated in a 2005 interview.

Brad used a low-carb, high-protein diet during the training for his role. Physically, Pitt prepared for the role with a year of intense training. "The first three months were daunting and not fun at all." His days included two hours in the gym, two additional hours of sword work and four high-protein, low-carb meals. As a result, he gained about 10-15 pounds of brawn.


As you can see in the photos, Pitt was in pretty impressive shape in Troy, good muscle size and great proportion. He was also not looking so top heavy as he had in previous films (meaning his legs looked too skinny compared to his upper body). In Troy he’d visibly put some good mass on his thighs, which gave him a good overall appearance and a more proportionate physique. Weight training wise Pitt bought down the rep ranges compared to when he trained for Fight Club, he also lifted heavier this enabled him to add some muscle bulk. 



So in summary, Pitt exemplifies that through hard work and dedication, someone who may not be genetically gifted at building muscle mass can actually overcome these barriers. Pitt would probably be the first to admit that he doesn’t have the ‘perfect’ body, but most would argue that he does represent what most guys would love to look like. Time to get training!

]]></description>
<author>enginosman@gmail.com (enginosman)</author>
<guid isPermaLink="true" >http://marro.ws/training_brad</guid>
</item>
<item>
<title>isauivgumrukvergisi</title>
<link>http://marro.ws/isauivgumrukvergisi</link>
<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 19:57:24 +0000</pubDate>
<description><![CDATA[<p><a title="Permanent Link to İnternet sitelerinden alınan &uuml;r&uuml;nlerin ithalatı ve g&uuml;mr&uuml;k vergileri" rel="bookmark" href="http://www.patronturk.com/internet-sitelerinden-alinan-urunlerin-ithalati-ve-gumruk-vergileri">İnternet sitelerinden alınan &uuml;r&uuml;nlerin ithalatı ve g&uuml;mr&uuml;k vergileri</a></p>
<p>Yurt dışından T&uuml;rkiye G&uuml;mr&uuml;k B&ouml;lgesindeki bir kişiye mektupla veya posta paketi ya da hızlı kargo taşımacılığı yoluyla gelen ve ger&ccedil;ek kıymeti g&ouml;nderim başına toplam&nbsp;<strong>100 EURO&rsquo;yu ge&ccedil;meyen</strong> ve&nbsp;<strong>ticari miktar ve mahiyette olmayan </strong>her t&uuml;rl&uuml; eşya g&uuml;mr&uuml;k vergilerinden muaf olduğu bilinmektedir.</p>
<p>İnternet sitelerinden satın alınıp posta yoluyla g&ouml;nderilen ve ticari miktar ve mahiyet arz etmeyen eşya ile ilgili olarak, ger&ccedil;ek kıymeti g&ouml;nderim başına 100 ila 1500 euro arasında olan eşya i&ccedil;in %10 tek ve maktu vergi uygulanması, kıymeti 1500-euro&rsquo;nun &uuml;zerinde olan eşya i&ccedil;in ise <strong>İthalat Rejim Kararı</strong>&lsquo;na tabi tutulmaktadır.<br />İthalat Rejimi Kararı hakkında bilgi i&ccedil;in&nbsp;<a href="http://www.alomaliye.com/2010/bkk_2010_97_ithalat.htm" target="_blank">tıklayın</a><a href="http://www.gso.org.tr/?gsoHaberID=1583" target="_blank"> </a></p>
<p>Posta yoluyla gelecek eşyaya uygulanacak vergi muafiyetleri ile ilgili detaylı bilgiler i&ccedil;in G&uuml;mr&uuml;k M&uuml;steşarlığı&nbsp;<a href="http://www.gumruk.gov.tr/tr-TR/yolcuislemleri/Sayfalar/Yolcu.aspx" target="_blank"><strong>G&uuml;mr&uuml;kler</strong></a> linkinden yararlanabilirsiniz.</p>
<p>Ticari mahiyet arz etmeyen ve g&uuml;mr&uuml;k vergisinden muaf &nbsp;eşyaların aksine ticari mahiyette olan ve g&uuml;mr&uuml;k vergisine tabi eşya i&ccedil;in beyan yapılmamaktadır. T&uuml;m bu bilgiler altında, yurtdışından ithal edeceğiniz tekstil &uuml;r&uuml;n siparişi vermeden &ouml;nce getireceğiniz yaklaşık 25 par&ccedil;a tekstil &uuml;r&uuml;n&uuml;n&uuml;z&uuml;n g&uuml;mr&uuml;k memurlarının insiyatifine bırakmadan ve&nbsp;g&uuml;mr&uuml;kten sorunsuz &ccedil;ekebilmenizi&nbsp; teminen size tavsiyem aşağıda olduğu gibidir.</p>
<p>Taşıyıcı firmanın size vereceği belge, banka kanalıyla yapmış olduğunuz transfer dekontu ve fatura ile birlikte&nbsp; buna benzer işlere devamlı aracılık yapan malınızın geldiğini bildirecek DHL, UPS gibi &ouml;zel kurye servisinde yetkililere danışmanız durumunda size yardımcı olabileceklerdir.</p>
<p>burayada bak;</p>
<p><a href="http://www.gumruk.gov.tr/tr-TR/yolcuislemleri/Sayfalar/Yolcu.aspx">http://www.gumruk.gov.tr/tr-TR/yolcuislemleri/Sayfalar/Yolcu.aspx</a></p>]]></description>
<author>enginosman@gmail.com (enginosman)</author>
<guid isPermaLink="true" >http://marro.ws/isauivgumrukvergisi</guid>
</item>
</channel>
</rss>